
Plan yapmak, olabilecekleri önceden düşünmek, riskleri hesaplamak ve hazırlıklı olmak çoğu zaman işlevseldir. Ancak kontrol etme ihtiyacı hayatın doğal akışını bozacak, kişiyi sürekli tetikte tutacak ve zihinsel olarak yoracak düzeye geldiğinde artık koruyucu olmaktan çok yıpratıcı hâle gelebilir.
Bazı insanlar için kontrol etmek yalnızca düzenli olmak ya da sorumluluk almak değildir. Kontrol etmek, kaygıyla baş etmenin bir yolu hâline gelir. Kişi belirsizlikten, hata yapmaktan, hayal kırıklığı yaşamaktan ya da kötü bir şey olmasından korktuğu için her ihtimali düşünmeye çalışır. Fakat hayatın her alanını kontrol etmeye çalışmak, çoğu zaman kaygıyı azaltmak yerine daha da artırır.
Kontrol İhtiyacı Nereden Gelir?
Kontrol ihtiyacının temelinde çoğu zaman güven arayışı vardır. Kişi içten içe “Eğer her şeyi önceden bilirsem, kötü bir şey yaşamam”, “Hazırlıklı olursam incinmem”, “Her şeyi yönetirsem güvende kalırım” gibi düşünceler taşıyabilir.
Bu ihtiyaç bazen çocukluk deneyimleriyle bağlantılı olabilir. Öngörülemez, eleştirel, kaygılı ya da duygusal olarak güvensiz bir ortamda büyüyen çocuk, zamanla kendini korumak için çevresini daha fazla kontrol etmeye çalışabilir. Çünkü belirsizlik onun için huzursuzluk değil, tehdit anlamına gelmiş olabilir.
Bazı kişilerde ise kontrol ihtiyacı mükemmeliyetçilikle birlikte görülür. Hata yapmamak, eksik görünmemek, eleştirilmemek ya da yetersiz hissetmemek için her şeyin belirli bir düzen içinde ilerlemesi beklenir. Fakat insan hayatı her zaman planlandığı gibi ilerlemez. İşte bu noktada kişi yoğun kaygı, öfke, hayal kırıklığı ya da tükenmişlik yaşayabilir.
Kontrol Ettikçe Neden Daha Çok Kaygılanırız?
Kaygı çoğu zaman kişiye “Bir şey yapmalısın” mesajı verir. Kişi de bu mesajı susturmak için kontrol etmeye başlar. Sürekli kontrol eder, tekrar tekrar düşünür, ihtimalleri hesaplar, çevresindeki insanların davranışlarını analiz eder. Kısa süreli olarak rahatlar. Ancak bu rahatlama kalıcı olmaz.
Çünkü zihin şunu öğrenir: “Ben ancak kontrol edersem güvendeyim.” Böylece kişi her yeni belirsizlikte daha fazla kontrol etmeye ihtiyaç duyar. Bu döngü zamanla kişinin zihinsel enerjisini tüketir.
Örneğin bir kişi ilişkide partnerinin mesaj saatlerini, ses tonunu, sosyal medya hareketlerini sürekli takip ediyorsa aslında çoğu zaman güven arıyordur. Fakat bu takip davranışı güveni artırmak yerine zihni daha fazla şüpheye açabilir. Benzer şekilde sağlıkla ilgili sürekli araştırma yapan biri, kısa süreli rahatlama yaşasa bile zamanla bedensel belirtilere karşı daha hassas hâle gelebilir.
Kontrol davranışı çoğu zaman kaygıyı besleyen bir alışkanlığa dönüşür.
Kontrol Edemediğimiz Şeyler
İnsanı en çok zorlayan gerçeklerden biri, hayatın tamamının kontrol edilemez olmasıdır.
Başkalarının ne düşüneceğini, ne hissedeceğini, nasıl davranacağını, gelecekte tam olarak ne olacağını ya da her kararın sonucunu kesin şekilde bilemeyiz.
Bu gerçek ilk bakışta korkutucu gelebilir. Ancak aynı zamanda özgürleştiricidir. Çünkü kişi kontrol edemediği şeylerle savaşmayı bıraktığında enerjisini gerçekten etkileyebileceği alanlara yöneltebilir.
Kontrol edemediğimiz şeyler arasında başkalarının duyguları, geçmişte yaşananlar, geleceğin tüm detayları, diğer insanların seçimleri ve hayatın doğal belirsizlikleri vardır. Kontrol edebileceğimiz alanlar ise kendi tepkilerimiz, sınırlarımız, kararlarımız, ihtiyaçlarımızı ifade etme biçimimiz ve kendimize nasıl yaklaştığımızdır.
Psikolojik iyileşme çoğu zaman bu ayrımı fark etmekle başlar.
Belirsizliğe Tahammül Etmek
Belirsizlik hayatın kaçınılmaz bir parçasıdır. Ancak kaygılı zihin belirsizliği çoğu zaman tehlike gibi algılar. Bu nedenle kişi kesinlik arar. “Kesin iyi olacak mı?”, “Kesin beni seviyor mu?”, “Kesin hasta değil miyim?”, “Kesin doğru karar mı?” gibi sorular zihni meşgul eder.
Oysa hayatta çoğu zaman kesin cevaplar yoktur. Bu yüzden amaç belirsizliği tamamen ortadan kaldırmak değil, belirsizlikle kalabilme becerisini geliştirmektir.
Kişi kendine şu soruları sorabilir:
“Şu an gerçekten kontrol edebileceğim şey ne?”
“Bu düşünce bana çözüm mü getiriyor, yoksa kaygımı mı büyütüyor?”
“En kötü ihtimali düşünmek beni gerçekten hazırlıyor mu, yoksa yoruyor mu?”
“Bu konuda yüzde yüz emin olmak zorunda mıyım?”
“Şu an kendimi güvende hissetmek için neye ihtiyacım var?”
Bu sorular kontrol döngüsünü fark etmeye yardımcı olabilir.
Kontrol Yerine Güven İnşa Etmek
Kontrol ihtiyacının azalması, kişinin umursamaz ya da sorumsuz olması anlamına gelmez. Tam tersine, sağlıklı kontrol ile aşırı kontrol arasındaki farkı öğrenmek gerekir. Sağlıklı kontrol; plan yapmak, sorumluluk almak ve önlem almaktır. Aşırı kontrol ise her ihtimali yönetmeye çalışmak, sürekli tetikte olmak ve belirsizliğe hiç alan bırakmamaktır.
İyileşme sürecinde kişi şunu öğrenir: “Her şeyi kontrol etmeden de güvende kalabilirim.” Bu kolay bir öğrenme değildir. Çünkü kontrol, uzun zamandır kişinin kendini koruma yöntemi olmuş olabilir. Ancak zamanla kişi kendi dayanıklılığına, problem çözme becerilerine ve duygularıyla baş etme kapasitesine güvenmeyi öğrenebilir.
Bazen hayatı kontrol etmek yerine, hayatın içinde kendimizi tutabilmeyi öğrenmemiz gerekir.
Sonuç
Her şeyi kontrol etmeye çalışmak çoğu zaman güçlü görünse de altında yoğun bir kaygı, güvende olma ihtiyacı ve belirsizliğe tahammül etmekte zorlanma olabilir. Kişi kontrol ettikçe rahatlayacağını düşünür; fakat zamanla zihni daha yorgun, bedeni daha gergin ve ilişkileri daha zorlayıcı hâle gelebilir.
Ruhsal iyileşme, her şeyi kontrol etmekten vazgeçmek değil; neyi kontrol edebileceğimizi, neyi kabul etmemiz gerektiğini ayırt edebilmektir. Çünkü insan her sonucu yönetemez. Ama kendi iç dünyasına nasıl yaklaşacağını, kaygısıyla nasıl temas edeceğini ve belirsizlik içinde kendini nasıl destekleyeceğini öğrenebilir.
Bazen en büyük güven, hayatı tamamen kontrol etmekte değil; kontrol edemediğimiz anlarda da kendimize eşlik edebileceğimizi fark etmektedir.
Psikolog Beyza Çoban